GÜVEN DUYGUSU

Posted on Updated on

resim1

Edison ampulü yapar ve deney sonunda 6 saat kadar ampul yanarsa patenti verilecektir.

Edison da yanında çalışan çırağına ampulü deney odasına götürmesini söyler.Binlerce deney sonunda Edison’un keşfetmiş olduğu ampulü deney  odasına götürürken kırar.

resim2

Edison tekrar 48 saat çalışarak ampulü yapar ve tekrar aynı çırakla deney yerine göndermek ister. Fakat Edison’un yanında bulunanlar buna karşı çıkar.

Fakat Edison yine çırakla göndereceğinde ısrar eder.

Nedeni; çocuk ömrü boyunca güven duygusunu yitirmemesi için…

Reklamlar

CESARET VERMEK: Cesareti uyandırmaktır sadece…

Posted on Updated on

resim

Bir çocuğa yapabileceğini söylerseniz  (inandırırsanız) o da bizi yalan çıkarmamak için gayret eder.

Cesaret insanların sahip olduğu en önemli özelliklerinden biri olup diğer özellikleri de onun sayesinde gelişir.

(Churchill)

ÖĞRENCİLİĞİNDE BAŞARISIZ OLAN Einstein

Posted on Updated on

resim1

Albert Einstain, içine kapanık, çocukların arasına katılmaktan, oyun oynamaktan hoşlanmayan, okulu sıkıcı bulan birisidir. Bundan dolayı da “Gimnazyum” da geçen orta öğretimi mutsuz ve başarısızdır. Mühendis amcası yiğenine cebir ve geometriyi sevdirdi. Einstain yüksek öğrenimini güç şartlara göğüs gererek Zürih Teknik Üniversitesinde yapar.  Mezun olduğunda iş bulmak meselesiyle karşılaşır. Üniversitede asistanlık bir yana ortaokul öğretmenliği bile bulamaz. Sonunda bir okul arkadaşının yardımıyla Bern Patent Ofisinde sıradan bir işe yerleşir; ama asıl dünyası olan bilimden kopmaz.

Başarısız ve mutsuz bir eğitim öğretim dönemi geçiren Albert Einstain’in başta “izafiyet teoremi” olmak üzere bir çok buluşa imza atmıştır.

VERİLEN DEĞER KADAR DEĞER KAZANIYOR İNSAN

Posted on Updated on

resim1

ilköğretim 3. sınıfın sonunda kesinlikle “başarısız ” olan ve objektif ölçütlere göre yapılan değerlendirme sonuçlarına göre “şeksiz ve şüphesiz” sınıf tekrarlamaları gereken 20 öğrenci seçiliyor. unutmayınız, bu öğrenci de sınıfta kalmaları gerekecek kadar başarısız. gerkeli izinler alınarak bu 20 öğrencinin 10 tanesi bir üst sınıfa, yani 4. sınıfa geçiriliyor; diğer 10 öğrenci ise 3. sınıfta bırakılıyor. Ertesi öğretim yılında, bütün yıl boyunca bu 20 öğrenci dikkatli bir şekilde gözleniyor.

Derslerdeki başarıları,arkadaşlarıyla uyumu, ödev yapma davranışları… ayrı ayrı ve gözlem kayıtları tutularak  izleniyor.

Sonuç o kadar ilginç ki; kesinlikle sınıfta kalmaları gereken ancak karnelerine geçer notlar verilerek bir üst sınıfa geçirilen öğrencilerden 6 tanesi, kısa bir süre içinde 4. Sınıftaki arkadaşlarının düzeyine erişiyorlar, 2 tanesi bu düzeyin üstünde başarı gösteriyor, sadece diğer iki öğrenci  başarısız oluyor.

Şimdi bir de diğerlerine bakalım. Hani aynı başarısızlık  düzeyinde bulunanlarına rağmen karnelerine  “KALDI” yazdıklarımıza. Bu 10 öğrenciden 7 tanesi bulundukları, bırakıldıkları sınıfın düzeyinin altına düşüyorlar, sadece 3 tanesi bırakıldıkları 3. Sınıfta başarılı oluyor.

DEMEK Kİ;

Bir öğrenciye “başarılısın “ demek, onun yeni başarıları özlemesi ve arzulaması ile sonuçlanıyor. Bir öğrenciye de “Başarısızsın!” demek ise, onun o başarısızlık çemberinde dönüp durmasına ve adeta  başarısızlığı  “KADERİ” gibi görmesine yol açıyor.

“BİR KİŞİYE İYİSİN İYİSİN DENİLDİĞİNDE İYİLEŞMESİ; KÖTÜSÜN KÖTÜSÜN DENİLDİĞİNDE  FENALAŞMASI NADİR DEĞİLDİR.”

12 ineklik kadın bulmak

Posted on Updated on

resim1

Uzun yıllar önce Hawai adalarından Ohao’da insanlar alışık olmadıkları bir olaya tanıklık ederler. Ohao’da müstakbel bir koca bir aileye kızlarıyla evlenebilmek için belli sayıda inek vermek zorundadır. Yani bizdeki başlık parası gibi bir uygulamaymış bu.

Odönemde, adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Büyük olanı bizim toplumumuzdaki deyişle ‘kabul görmeyen’ tiptendir. Neredeyse bir cüce kadar kısadır. Babası ona üç inek fiyat biçmiştir. Ama iyi pazarlık yapan biri çıkarsa tek ineğe ‘fit’ olmaya razıdır, hatta hiç inek almadan da verebilecek durumdadır. Baba muhteşem bir güzellik ve cazibenin iyi huyla birleşmesinin örneği olan küçük kızdan ise çok kolay kurtulacağını bilmekte ve geleceğinden hiçbir endişe duymamaktadır.

Adanın en zengini olan Johny Lingo bu evin kapısına geldiğinde herkes onun küçük kızı isteyeceğini düşünür. Oysa o herkesin tahmininin dışında bir şey yapar. Yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. İhtiyar sevincinden neredeyse havalara uçmaktadır. Hem çok zengin hem de eli açık insan olarak tanındığı için en azından standart fiyatın karşılığı olarak üç ineği ödeyeceğini düşünür.

Johny kızı istemeye yanında tam 12 inekle gelince, yaşlı baba neredeyse kalpten gitmek üzeredir. O günlerde normal balayı bir yıl sürerdi ama 12 ineklik gelin aldıysanız herhalde üç ineklik balayı ile yetinmezsiniz. Böylece gelin ve damat iki yıllık balayı niyetiyle bilinmeyen yerlere gitmek üzere yola çıkarlar.

resim1

Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün onları görür görmez haber vermek üzere köyün dışına bir gözcü gönderilir. 

Gün doğduktan az sonra gözcünün sesi duyulur. Doğal olarak gelenler gelinle damat mı diye merak ederler. Gözcü öyle tahmin ettiğini ama emin olamadığını söyler. Adam Johny’i hemen tanımış fakat kızdan emin olamamıştır. Kız aşina gelmiştir. Ama yaklaşan kadın çok güzel, zarif ve kendinden emin birisidir. Çift iyice yaklaştığında hiç kimsenin tereddütü kalmaz. Kızın güzelliği cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözlerde bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johny’nin 12 inek karşılığında iyi alışveriş yaptığını düşünürler.

Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.’

 Bu hep böyle olmaktadır. Eşinize, sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. Aslında ‘doğru adam’ doğru kadını inşa eder. Doğru kadın da doğru adamı.

NETİCE İTİBARİYLE:

BİR İNSANA OLDUĞU GİBİ DAVRANIN O İNSANIN OLDUĞU GİBİ KALDIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.

ONA OLABİLECEĞİ VEYE OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ DAVRANIN, OLABİLECEĞİ VE OLMASININ GEREKTİĞİ HALE GELDİĞİNİ GÖRÜRSÜNÜZ.

Hayatı değiştiren an

Posted on Updated on

Lisede birinci sınıf öğrencisiydim… Sınıf arkadaşlarımdan birini, okuldan eve dönerken, yolda gördüm. Adı Robert’ti

Bütün kitaplarını, eşofmanları, ayakkabılarını kucaklamış, evinin yolunu tutmuştu. Kendi kendime, kitapları okuldaki dolapta bırakmayıp da hepsini birden evine götürdüğüne göre “Bu arkadaş herhalde ‘inek’ kelimesinin tanımı olsa gerek” diye düşündüm.

Kendi hesabıma, hafta sonu mahalle arası yapacağımız futbol maçından başka bir şey düşünmüyordum. Bu düşüncelerle yürürken bir baktım ki, karşıdan bir grup çocuk koşarak geliyor. Robert’e çarptılar, kucağındaki bütün kitapları düşürdüler, ardından Robert de tökezlenip sokağın çamurlu bir köşesine yığıldı.

Gözlükleri gözünden fırlamış, biraz öteye düşmüştü. Kafasını kaldırdığında, gözlerindeki büyük üzüntü ifadesini fark ettim.

resim1

İçim sızladı, koşup yardımına gittim. Gözlüklerini ararken Robert’in gözlerinin yaşarmış olduğunu gördüm. Gözlüklerini yerden alıp kendisine uzattım ve “Serseri bunlar, boş ver” dedim.
“Sağol” dedi ve yüzünde teşekkür dolu çok güzel bir gülümseme belirdi. Yerden kitaplarını topladık, ben nerede oturduğunu sordum. Bir de baktım ki komşuyuz. “Nasıl olur da seni daha evvel görmedim” diye sorduğumda, özel koleje gittiğini sonradan bizim okula transfer olduğunu anlattı. Böylece hayatımda ilk kez bir “Kolej çocuğu” ile tanışmış oldum.
Aslına bakacak olursanız eğlenceli biriydi, “Bizimle maç yapmaya gelir misin?” teklifimi kabul etti.
Hafta sonu beraber takıldık, sadece ben değil arkadaşlarım da onu sevmeye başlamıştı.
Pazartesi sabahı okula giderken onu yine kucağında dev bir kitap yığınıyla gördüm. “Oğlum bunları taşıya taşıya kol adalesi yapacaksın” dediğimde güldü, bir kısmını bana verdi.
Sonraki dört yıl içinde birbirimizin en iyi arkadaşı olduk.
Lise son sınıfta ise, üniversite düşünmeye başladık. Robert New York’a, ben Teksas’a gidecektim. Kilometreler bizi ayırsa da arkadaş kalacağımızı ikimiz de biliyorduk.
O doktor olacaktı, ben de futbol bursuyla işletme okuyacaktım. Robert okul birincisiydi, kendisiyle her zaman “Sen de aslında az inek değilsin ha” diye dalgamı geçtim.
Mezuniyet gelip çattığında, okul yönetimi Robert’ten törende bir konuşma yapmasını istedi. Mezuniyet günü bizimki iki dirhem bir çekirdek salona geldi, gözlükleriyle bile yakışıklı bir hali vardı.
Kızlar bakıp duruyordu, için için hafiften kıskanmadım desem yalan olur. Yanına gittim, az biraz heyecanlıydı, sırtına vurup
“Sen bu işin de hakkını en iyisinden verirsin, merak etme” dedim.
“Sağol” dedi, gülümsedi.
Kürsüye çıktı, kısa kesik küçük bir öksürük sonrası, konuşmaya başladı:
-Bu mezuniyet günü, bizler için, şu ana gelinceye kadar karşımıza çıkan güçlükleri yenmemizde bize yardım eden insanlara teşekkür etme zamanıdır. Anne babalarımız, öğretmenlerimiz, takım koçları… Ama en çok arkadaşlarımız! Size burada, arkadaşlığın verebileceğiniz en önemli hediye olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Size bir hikaye anlatacağım…
Tanıştığımız ilk günü anlatmaya başladığında hayretle yanımdakilerin yüzüne baktım. Meğer o hafta sonu kendini öldürmeyi planlamış. Dolaplarını da sonradan annesi okula gidip kalan eşyaları almak zorunda kalmasın diye boşaltmış. Konuşurken bana baktı ve
Sağol, beni kurtardın.Arkadaşım, beni şimdi telaffuz bile etmek istemediğim şeyi yapmaktan kurtardı” dedi.
Okulun en çalışkan, en beğenilen insanı, hayatının en zayıf anını anlatırken herkes soluğunu tutmuştu. Annesi ve babası bana bakıp şükranla gülümsediler. İşin bu kadar derin olduğunu asla bilmiyordum.
Anlık olayların gücünü hiçbir zaman azımsamayın. Küçücük bir hareketle bir insanın hayatını değiştirebiliyorsunuz… Daha iyiye veya daha kötüye doğru!
Allah hepimize birbirimizin hayatını bir şekilde etkileyebilme gücü vermiş. Bu gücü iyilik için insanlara yönlendirin ve bu his kalbinizde hep taze, hep sıcak kalsın!

Mavi Kurdele

Posted on Updated on

resim1

New York’ta yasayan bir öğretmen, lise son sınıfındaki öğrencilerinin “diğer insanlardan farklı özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California del marˊdan helice bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.ilk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde Altın harflerle siz çok önemlisiniz” yazılı birer mavi kurdele verdi.

Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.

Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin” diye rica etti.

O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü” onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdele yi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron;
“tabi ki” teklinde cevap verdi.

Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de;
“bana bir iyilik yapar mısınız?… Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?… Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece “bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş…” dedi…
O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu.
“bugün inanılmaz bir şey oldu dedi. “ofisteydim.üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, “iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi… Bir hayal etmeğe çalış… Benim bir dahi olduğumu düşünüyor.
“siz çok önemlisiniz” yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin…

Ben “seni” onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum… Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. “seni seviyorum” diye devam etti… Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı. Bütün vücudu titriyordu… Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve:

“yarın intihar edecektim” baba, dedi…
“baba, ben senin…  çünkü ben senin… Beni hiç sevmediğini… Beni hiç önemsemediğini düşünüyordum…

Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an… Oğlunun hayatini kurtardın!…

Zavallı Eşek

Posted on Updated on

resim1

Günlerden bir gün, köylerden birinde adamın birinin eşeği susuz bir kuyuya düşer. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranıp kendi dilince bağırıp çağırınca, sesini duyan sahibi gelip bakar ki vaziyet kötü. Adamcağız köylüleri yardıma çağırır. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kalır. Sonunda karar verilir ki, kurtarmak için bunca çalışmaya değmez. Tek çare kuyuyu toprakla örtmek…

Çaresi bulunan şeyden acze, çaresi bulunmayan şeyde ise cezaa iltica etmemek gerektir.

“İYİYİ BULAN “ ADAM

Posted on Updated on

Dean Cromwell

Dean cromwell,Southern california Üniversitesi’nde otuz dokuz yıl koçluk yaptı. Bu uzun ve verimi süre içersinde 21 ulusal şampiyon, 33 dünya rekortmeni ve düzinelerce Olimpiyat madalyası kazanan başarılı sporcular yetiştirdi.

Nasıl mı?

Dean Cromwell tam bir cesaretlendiricidir. O, insanların içindeki kuvvetli tarafları keşfedip ortaya çıkartan bir  “İYİYİ  BULAN”dı.

Bu şampiyonlardan biri olan Pasific Coast Track Şampiyonluğu sırasında Cromwell’in takımının son yarımaya katılması gerekliydi. Bu yarış bir mil bayarak yarışıydı. Ancak Cromwell’in elinde yalnızca kendi biresel yarışlarını kaybetmiş dört yorgun genç vardı. Aksilik bunlardan da sadece bir 400 m. Koşucusuydu. Yapılacak fazla bir şey yoktu.

Cromwell bu dört sporcuyu  pistin ortasında etrafına topladı ve onların her biri için söyleyebileceği en iyi, en olumlu ve en doğru sözleri bulmak için bir müddet düşündü.

resim1

Birinci koşucuya, onun kuvvetli bir kişi olduğunu ve herkesi yenebileceğini anlattı. İkinci koşucu aslında engelli koşucuydu, ona da engeller olmayan böyle bir koşuda tam bir favori olduğunu söyledi. Üçüncüsü, 400 m. Koşucusuna, iyi bir 400 metre koşarak o kısımda herkese fark atacağını anlattı. Dördüncü koşucuya dönerek de, “Bu pistin  en iyisi sensin. Şimdi fırla ve onlara bir şampiyon olduğunu göster.” dedi.

Bu derme çatma ekip piste çıktı ve bir imkansızı başararak şampiyonluğu kazandı.

Dean Cromwell’in başarısındaki mesaj gayet açıktır; CESARET VERMEK, eleştiri yapmaktan çok daha etkili ve çok daha motive edicidir.

MÜKEMELLİK

Posted on Updated on

EĞİTİM; Eğriyi kırmadan doğrultma-düzeltme sanatıdır.

Güçlere odaklaşarak ve zayıfları yok ederek değil, zayıflıkları terbiye ederek başarılabilir noktasında yapmalıdır.

Öğrencilere zayıflıklarını terbiye etmeyi ve güçleri yükselmelerini öğretmeli. 

KADIN VARDIR ÇERDEN-ÇÖPTEN AŞ EDER; KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER

Eleştiri

Görsel Posted on Updated on

Eleştiri

Bir zamanlar bir ülkede çok büyük bir ressam yaşıyormuş. Bu usta sanatının inceliklerini öğretmek için kurs açmış.

Bu kursta bulunan öğrencilerden azimli ve istekli öğrencilerden biri ustasından aldığı derslerden sonra bir gün ustasından Ustacığım, sizden aldığım derslerden sonra sanatınız inceliklerini öğrendim ; ustalık belgemi alıp sanatımı icra etmek istiyorum. demiş.Usta Delikanlı, şimdi senden acele etmeden en güzel resmini yapıp getir. demiş.

Delikanlı, gece gündüz çalışarak itina ile yaptığı resmi ustasına getirmiş. Ustası, Şimdi bu resmi al ve şehrin en işlek meydanına as demiş. Resmin altına da Bu resmi incelemeleri için astığını, hatalı görülen yerlere X (çarpı) işareti koymalarını rica ettiğini yaz. diye eklemiş.

Genç ressam ustasının dediğini yapmış. Ustası, birkaç gün sora çırağından resmi astığı yerden getirmesini istemiş. Genç ressam resmin yanına vardığında tam bir hayal kırıklığına uğramış. Çünkü resmin her tarafı X (çarpı) işaretleriyle doluymuş. Üzüntüyle resmi alarak ustasına götürmüş.

Ustası, genç ressamı teselli ederek tekrar bir resim yapmasını istemiş. Genç ressam tekrar gece gündüz ve itina ile çalışarak bir resim daha yapmış. Ustası resmi yine aynı yere asmasını istemiş. Yalnız bu sefer resmin yanına boya ve fırça koymasını, altına da Bu resmi incelemenizi, hatalı bölümler varsa alttaki fırça ve boya ile düzeltilmesini rica ediyorum. yazısını eklemesini söylemiş.

Genç ressam ustasını dediklerini yaparak resmi aynı yere asmış.Ustası, genç ressamdan birkaç gün sonra gidip resmi getirmesini istemiş. Resmin yanına varan genç ressam gördükleri karşısında şaşkınlığa uğramış. Çünkü resmin üzerinde hiç X (çarpı) işareti yokmuş, koyduğu boya ve fırçaya da hiç dokunulmamış.

Bu manzara genç ressamı sevindirmiş ve kendine güveni tekrar gelmiş.

Ustasının yanına vardığında Evladım, bu gün öğrenmiş olduğun dersten sonra artık eğitimin tamamlandı. demiş. Genç ressam ustasından bu iki durumu açıklamasını istemiş.

Ustası Evladım, yalnız işinde ustalaşman yeterli değildir. İnsanlara fırsat verildiğinde o konuda bilgisi olup olmadığına bakmadan eleştirmekten geri durmayacaklarını da öğrenmen gerekiyordu.

İlk resimde onlar bu fırsatı verdiğimiz için o konuda bilgileri olmadığı halde gözleri kapalı resmin her yerini X (çarpı) işaretleriyle doldurdular. Çünkü yaptıkları eleştiriler onlara hiçbir sorumluluk yüklemiyordu.

Ama aynı insanlardan buldukları hataları düzeltmeleri istenince bunu yapamadılar.

Çünkü bir şeyi eleştirmek çok kolaydır. Önemli ve zor olan daha iyiyi yapabilmektir.”   dedi.

ELEŞTİRMEK KOLAYDIR , ZOR OLAN ÖNERİDE BULUNMAKTIR.

ÖĞRENCİNİN İNTİHAR SEBEBİ

Posted on Updated on

Öğrenci:

“Hocam bir şey söylemek istiyorum.” dedi.

Hoca: “Elbette söyleyebilirsin.” dedim.

Anca ben izin verdikten sonra biraz durakladı. Söylemekten vazgeçmiş gibiydi. Ben biraz ısrar edince kısık bir sesle:

resim1

“Hocam ben, şey, ben intihar etmek istiyorum.” dedi. Bunları söylerken gözlerimin içine baktıktan sonra başını öne eğdi.

Aslında intihar etmek istemediği halinden belliydi. Sadece problemin çok büyük olduğu, bunu nasıl çözebileceğini bilmediğinden böyle bir yardım isteme yolu seçtiği anlaşılıyordu.

Ben şaşırmış görünmeden, soğuk kanlılığımı korumaya çalışarak: “İnsan hayatı çok önemli ve kutsaldır.insan kendisine verilen bu yaşama şansını bir kere kullanır. Bunu iyi veya kötü kullanmak senin elinde. İnsan bu tercihlerinde de hür bırakılmıştır. Çok önemli bir gerekçen olmalı ki, sen sana verilen bu şansı kullanmama kararı almış görünüyorsun.

Ancak bunu benimle paylaşmanın veya gelip bana açıklamanın sebebini söylersen sevinirim”  dedim. Yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek, onu alaya da almadan, cevabını beklemeyip devam ettim: “Eğer bu işi nasıl yapabileceğini soruyorsan intihar yolları ve araçlarıyla ilgili pek bilgim yok, fakat yinede şöyle bir düşünelim; bıçak çok can yakar, silah ses yapar.” Ben böyle konuşurken biraz sıkılmış görünerek:

“Şey, hocam intihar etme sebebimi söylemek istiyorum. 

Ailem ve akrabalarım, bana herkes sen adam olamazsın diyorlar, bende bu sözden bıktım. Bu söz yüzünden hayattan bıktım. Bende artık kendime güvenemiyorum. Çalıştığım halde başarılı olamıyorum.” dedi.

Çocuklarınızı pozitif dille eğitin!

Posted on Updated on

Kelimelerin su üzerinde bile etkili olduğunu düşündüğümüzde, eğitimde, özellikle de çocuk eğitiminde ne kadar önemli yer ettiğini aklımızda tutmak gerekir.

Kelimelerin insan üzerinde müthiş etkileri olduğunu biliyoruz. Atalarımızın “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” sözünü,     koca Yunus “Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini” diyerek destekliyor.  Kur’an-ı Kerim’de MevlaGüzel bir söz kökü yerde sabit, dalları havada güzel bir ağaca benzer. O Rabbinin izni ile her zaman meyvesini verir.” derken, Peygamber Efendimiz (asm) “Sözde sihir vardır.” diyerek kelimelerin gücüne vurgu yapıyor.

resim1

Japon bilim adamı Emoto,

sular üzerinde yaptığı deneylerde kelimelerin gücünü bir kez daha ortaya koymuş durumda. Bir şişeye saf su koyan Emoto, bu şişelerin üzerine üzerinde çeşitli cümleler yazdığı etiketler yapıştırıyor. Bu etiketlerin kimine “Seni seviyorum”, “Teşekkür ederim” kimine ise “Senden nefret ediyorum” yazıyor. Emoto, şişeleri bir gece bekletiyor ve sonra açarak içindeki su kristallerini fotoğraflıyor.

Sonuçta görüyor ki, camına güzel cümleler yapıştırdığı suyun kristalleri çok düzgünken, diğerlerinin kristalleri oldukça bozuk. Cansız dediğimiz su, üzerine yapıştırılan olumsuz etiketten arada cam olmasına rağmen etkileniyor.

Cansız bir madde bile, olumsuz kelimelerden etkileniyorsa, çocukların taşıdığı minik kalpler olumsuz kelimelerden kim bilir nasıl etkileniyor

resim1

Bu nedenle anne-babaların ve çocuklarla muhatap olan tüm eğitimcilerin kullandığı kelimelere dikkat etmesi gerekiyor.

Öncelikle, çocuklarımızı olumsuz etiketlemekten kaçınmalıyız değerli okuyucular.

“Koca kafa”, “sakar”, “tembel”, “miskin”, “ablak”, “kepçe”, “uyuşuk”, “yalancı”, “cingöz”, “serseri”, “ukala” gibi kelimeleri bazen yanlışlıkla çokça kullanabiliyor ve çocuklarımıza bu lakaplarla hitap edebiliyoruz. Bu etiketler sıklıkla kullanıldığında, etiket olmaktan çıkıp çocuğun kişiliğinin bir parçası haline geliyor. Çocuk, kendisinin de etiketteki gibi olduğuna inanınca artık geri dönülmez bir yola girilmiş oluyor.

Çocuklarımızı olumsuz etiketlemekten kaçındığımız gibi, onları ikaz ederken ve yönlendirirken de pozitif kelimeleri kullanmamız kesinlikle daha faydalı olacaktır. Örneğin elinde bir tabakla yürüyen çocuğumuza “Aman düşürme demek yerine”, “Sıkı tut” demek daha doğrudur. “Tembellik yapıyorsunyerine “Daha çalışkan olabilirsin demek daha makuldür. “Dikkatli ol” ifadesi “Sakarlık yapma” ifadesinden daha fazla yol göstericidir. “Yalan söyleme” ibaresi yerine “Doğruları söyle” ibaresini kullanmak daha eğiticidir.

Negatif ifadeler, yol göstermediği gibi akla olumsuzu da getirdiği için yanlış yönlendirici olabilmektedir. Şimdi ben size, “Kırmızı fil düşünmeyin” desem, hepinize kırmızı fili düşündüren ben olurum. Aynı şekilde “tırnaklarını yeme” dediğimiz kişinin aklına “tırnak yeme” mesajını gönderen yine biz oluruz. “Gürültü yapmayın” mesajı çocukları daha fazla gürültü yapmaya sevk eder, çünkü zihne giden mesaj “gürültü” mesajıdır. Bunun yerine “Sessiz olun” demek daha doğrudur.

Çünkü çocuklara ne yapmaması gerektiğini değil, ne yapması gerektiği aktarılmalıdır. “Çöpü yere atma” demek yerine “Çöpü ilerideki çöp tenekesine at” demek arasında dağlar kadar fark vardır.

Özetle, kelimelerin su üzerinde bile etkili olduğunu düşündüğümüzde, eğitimde, özellikle de çocuk eğitiminde ne kadar önemli yer ettiğini aklımızda tutmak güzel olacaktır.

Yunus’la başladık onunla bitirelim isterseniz:

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz; Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.

SÖZDE SİHİR VARDIR

Görsel Posted on Updated on

SÖZDE SİHİR VARDIR

DELİ ADAMA “İYİSİN İYİSİN “ DENİLSE İYİLEŞMESİ, İYİ ADAMA “FENASIN FENASIN “ DENİLSE FENALAŞMASI NADİR DEĞİLDİR.

BAŞARININ ARKASINDAKİ

Posted on Updated on

resim1

BENJAMİN BLOOM (1913-1999) Chicago Üniversitesi profesörü , Benjamin Bloom ünlü  “ Eğitsel Hedeflerin Taksonomisi “ çalışmasını 1956 yılında açıklamıştır.

Eğitim araştırmacıları Benjamin Bloon, Chicogo Üniversitesindeki bir grup araştırma asistanı ile birlikte alanlarının en iyisi, en başarılısı olan 120 süper star üzerende 5 yıl süren bir araştırma yaptılar. Bu starlar arasında olimpik yüzücüler, tenisçiler, piyanistler, heykeltıraşlar, dünya çapında tanınmış olan matematikçiler ve bilim adamları vardı.

Sonuç çok şaşırtıcıydı. Eğitim araştırmaları bu tip süper starların doğuştan böyle olmadıklarını fakat bu yönde eğitilip, büyütüldüklerini saptadılar. Bu kişilerin yetenekleri birbirinden farklı olmasına rağmen, yaşadıkları çocukluk deneyimleri hemen hemen birbirinin aynıydı.

Bu çocukların en önemli ortak özelliği dikkatli, uyanık ve çocuklarına  “ÖNEM  VEREN”  anne babalara sahip olmalarıdır. Böylelikle anne babalar tarafından sahip çıkılan yetenek sinyalleri erkenden keşfedilmiş ve DESTEKLENMİŞTİ.

Örneğin; beş yaşındaki bir kız çocuğu piyanonun tuşlarına oyun oynarcasına büyük  bir heyecanla vurduğunda, annesi; “BU ÇOK GÜZEL!” demiş.