kişisel gelişim

Mavi Kurdele

Posted on Updated on

resim1

New York’ta yasayan bir öğretmen, lise son sınıfındaki öğrencilerinin “diğer insanlardan farklı özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California del marˊdan helice bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.ilk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde Altın harflerle siz çok önemlisiniz” yazılı birer mavi kurdele verdi.

Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.

Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin” diye rica etti.

O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü” onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdele yi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron;
“tabi ki” teklinde cevap verdi.

Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de;
“bana bir iyilik yapar mısınız?… Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?… Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece “bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş…” dedi…
O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu.
“bugün inanılmaz bir şey oldu dedi. “ofisteydim.üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, “iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi… Bir hayal etmeğe çalış… Benim bir dahi olduğumu düşünüyor.
“siz çok önemlisiniz” yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin…

Ben “seni” onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum… Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. “seni seviyorum” diye devam etti… Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı. Bütün vücudu titriyordu… Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve:

“yarın intihar edecektim” baba, dedi…
“baba, ben senin…  çünkü ben senin… Beni hiç sevmediğini… Beni hiç önemsemediğini düşünüyordum…

Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an… Oğlunun hayatini kurtardın!…

“İYİYİ BULAN “ ADAM

Posted on Updated on

Dean Cromwell

Dean cromwell,Southern california Üniversitesi’nde otuz dokuz yıl koçluk yaptı. Bu uzun ve verimi süre içersinde 21 ulusal şampiyon, 33 dünya rekortmeni ve düzinelerce Olimpiyat madalyası kazanan başarılı sporcular yetiştirdi.

Nasıl mı?

Dean Cromwell tam bir cesaretlendiricidir. O, insanların içindeki kuvvetli tarafları keşfedip ortaya çıkartan bir  “İYİYİ  BULAN”dı.

Bu şampiyonlardan biri olan Pasific Coast Track Şampiyonluğu sırasında Cromwell’in takımının son yarımaya katılması gerekliydi. Bu yarış bir mil bayarak yarışıydı. Ancak Cromwell’in elinde yalnızca kendi biresel yarışlarını kaybetmiş dört yorgun genç vardı. Aksilik bunlardan da sadece bir 400 m. Koşucusuydu. Yapılacak fazla bir şey yoktu.

Cromwell bu dört sporcuyu  pistin ortasında etrafına topladı ve onların her biri için söyleyebileceği en iyi, en olumlu ve en doğru sözleri bulmak için bir müddet düşündü.

resim1

Birinci koşucuya, onun kuvvetli bir kişi olduğunu ve herkesi yenebileceğini anlattı. İkinci koşucu aslında engelli koşucuydu, ona da engeller olmayan böyle bir koşuda tam bir favori olduğunu söyledi. Üçüncüsü, 400 m. Koşucusuna, iyi bir 400 metre koşarak o kısımda herkese fark atacağını anlattı. Dördüncü koşucuya dönerek de, “Bu pistin  en iyisi sensin. Şimdi fırla ve onlara bir şampiyon olduğunu göster.” dedi.

Bu derme çatma ekip piste çıktı ve bir imkansızı başararak şampiyonluğu kazandı.

Dean Cromwell’in başarısındaki mesaj gayet açıktır; CESARET VERMEK, eleştiri yapmaktan çok daha etkili ve çok daha motive edicidir.

Eleştiri

Görsel Posted on Updated on

Eleştiri

Bir zamanlar bir ülkede çok büyük bir ressam yaşıyormuş. Bu usta sanatının inceliklerini öğretmek için kurs açmış.

Bu kursta bulunan öğrencilerden azimli ve istekli öğrencilerden biri ustasından aldığı derslerden sonra bir gün ustasından Ustacığım, sizden aldığım derslerden sonra sanatınız inceliklerini öğrendim ; ustalık belgemi alıp sanatımı icra etmek istiyorum. demiş.Usta Delikanlı, şimdi senden acele etmeden en güzel resmini yapıp getir. demiş.

Delikanlı, gece gündüz çalışarak itina ile yaptığı resmi ustasına getirmiş. Ustası, Şimdi bu resmi al ve şehrin en işlek meydanına as demiş. Resmin altına da Bu resmi incelemeleri için astığını, hatalı görülen yerlere X (çarpı) işareti koymalarını rica ettiğini yaz. diye eklemiş.

Genç ressam ustasının dediğini yapmış. Ustası, birkaç gün sora çırağından resmi astığı yerden getirmesini istemiş. Genç ressam resmin yanına vardığında tam bir hayal kırıklığına uğramış. Çünkü resmin her tarafı X (çarpı) işaretleriyle doluymuş. Üzüntüyle resmi alarak ustasına götürmüş.

Ustası, genç ressamı teselli ederek tekrar bir resim yapmasını istemiş. Genç ressam tekrar gece gündüz ve itina ile çalışarak bir resim daha yapmış. Ustası resmi yine aynı yere asmasını istemiş. Yalnız bu sefer resmin yanına boya ve fırça koymasını, altına da Bu resmi incelemenizi, hatalı bölümler varsa alttaki fırça ve boya ile düzeltilmesini rica ediyorum. yazısını eklemesini söylemiş.

Genç ressam ustasını dediklerini yaparak resmi aynı yere asmış.Ustası, genç ressamdan birkaç gün sonra gidip resmi getirmesini istemiş. Resmin yanına varan genç ressam gördükleri karşısında şaşkınlığa uğramış. Çünkü resmin üzerinde hiç X (çarpı) işareti yokmuş, koyduğu boya ve fırçaya da hiç dokunulmamış.

Bu manzara genç ressamı sevindirmiş ve kendine güveni tekrar gelmiş.

Ustasının yanına vardığında Evladım, bu gün öğrenmiş olduğun dersten sonra artık eğitimin tamamlandı. demiş. Genç ressam ustasından bu iki durumu açıklamasını istemiş.

Ustası Evladım, yalnız işinde ustalaşman yeterli değildir. İnsanlara fırsat verildiğinde o konuda bilgisi olup olmadığına bakmadan eleştirmekten geri durmayacaklarını da öğrenmen gerekiyordu.

İlk resimde onlar bu fırsatı verdiğimiz için o konuda bilgileri olmadığı halde gözleri kapalı resmin her yerini X (çarpı) işaretleriyle doldurdular. Çünkü yaptıkları eleştiriler onlara hiçbir sorumluluk yüklemiyordu.

Ama aynı insanlardan buldukları hataları düzeltmeleri istenince bunu yapamadılar.

Çünkü bir şeyi eleştirmek çok kolaydır. Önemli ve zor olan daha iyiyi yapabilmektir.”   dedi.

ELEŞTİRMEK KOLAYDIR , ZOR OLAN ÖNERİDE BULUNMAKTIR.

Çocuklarınızı pozitif dille eğitin!

Posted on Updated on

Kelimelerin su üzerinde bile etkili olduğunu düşündüğümüzde, eğitimde, özellikle de çocuk eğitiminde ne kadar önemli yer ettiğini aklımızda tutmak gerekir.

Kelimelerin insan üzerinde müthiş etkileri olduğunu biliyoruz. Atalarımızın “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” sözünü,     koca Yunus “Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini” diyerek destekliyor.  Kur’an-ı Kerim’de MevlaGüzel bir söz kökü yerde sabit, dalları havada güzel bir ağaca benzer. O Rabbinin izni ile her zaman meyvesini verir.” derken, Peygamber Efendimiz (asm) “Sözde sihir vardır.” diyerek kelimelerin gücüne vurgu yapıyor.

resim1

Japon bilim adamı Emoto,

sular üzerinde yaptığı deneylerde kelimelerin gücünü bir kez daha ortaya koymuş durumda. Bir şişeye saf su koyan Emoto, bu şişelerin üzerine üzerinde çeşitli cümleler yazdığı etiketler yapıştırıyor. Bu etiketlerin kimine “Seni seviyorum”, “Teşekkür ederim” kimine ise “Senden nefret ediyorum” yazıyor. Emoto, şişeleri bir gece bekletiyor ve sonra açarak içindeki su kristallerini fotoğraflıyor.

Sonuçta görüyor ki, camına güzel cümleler yapıştırdığı suyun kristalleri çok düzgünken, diğerlerinin kristalleri oldukça bozuk. Cansız dediğimiz su, üzerine yapıştırılan olumsuz etiketten arada cam olmasına rağmen etkileniyor.

Cansız bir madde bile, olumsuz kelimelerden etkileniyorsa, çocukların taşıdığı minik kalpler olumsuz kelimelerden kim bilir nasıl etkileniyor

resim1

Bu nedenle anne-babaların ve çocuklarla muhatap olan tüm eğitimcilerin kullandığı kelimelere dikkat etmesi gerekiyor.

Öncelikle, çocuklarımızı olumsuz etiketlemekten kaçınmalıyız değerli okuyucular.

“Koca kafa”, “sakar”, “tembel”, “miskin”, “ablak”, “kepçe”, “uyuşuk”, “yalancı”, “cingöz”, “serseri”, “ukala” gibi kelimeleri bazen yanlışlıkla çokça kullanabiliyor ve çocuklarımıza bu lakaplarla hitap edebiliyoruz. Bu etiketler sıklıkla kullanıldığında, etiket olmaktan çıkıp çocuğun kişiliğinin bir parçası haline geliyor. Çocuk, kendisinin de etiketteki gibi olduğuna inanınca artık geri dönülmez bir yola girilmiş oluyor.

Çocuklarımızı olumsuz etiketlemekten kaçındığımız gibi, onları ikaz ederken ve yönlendirirken de pozitif kelimeleri kullanmamız kesinlikle daha faydalı olacaktır. Örneğin elinde bir tabakla yürüyen çocuğumuza “Aman düşürme demek yerine”, “Sıkı tut” demek daha doğrudur. “Tembellik yapıyorsunyerine “Daha çalışkan olabilirsin demek daha makuldür. “Dikkatli ol” ifadesi “Sakarlık yapma” ifadesinden daha fazla yol göstericidir. “Yalan söyleme” ibaresi yerine “Doğruları söyle” ibaresini kullanmak daha eğiticidir.

Negatif ifadeler, yol göstermediği gibi akla olumsuzu da getirdiği için yanlış yönlendirici olabilmektedir. Şimdi ben size, “Kırmızı fil düşünmeyin” desem, hepinize kırmızı fili düşündüren ben olurum. Aynı şekilde “tırnaklarını yeme” dediğimiz kişinin aklına “tırnak yeme” mesajını gönderen yine biz oluruz. “Gürültü yapmayın” mesajı çocukları daha fazla gürültü yapmaya sevk eder, çünkü zihne giden mesaj “gürültü” mesajıdır. Bunun yerine “Sessiz olun” demek daha doğrudur.

Çünkü çocuklara ne yapmaması gerektiğini değil, ne yapması gerektiği aktarılmalıdır. “Çöpü yere atma” demek yerine “Çöpü ilerideki çöp tenekesine at” demek arasında dağlar kadar fark vardır.

Özetle, kelimelerin su üzerinde bile etkili olduğunu düşündüğümüzde, eğitimde, özellikle de çocuk eğitiminde ne kadar önemli yer ettiğini aklımızda tutmak güzel olacaktır.

Yunus’la başladık onunla bitirelim isterseniz:

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz; Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.

BAŞARININ ARKASINDAKİ

Posted on Updated on

resim1

BENJAMİN BLOOM (1913-1999) Chicago Üniversitesi profesörü , Benjamin Bloom ünlü  “ Eğitsel Hedeflerin Taksonomisi “ çalışmasını 1956 yılında açıklamıştır.

Eğitim araştırmacıları Benjamin Bloon, Chicogo Üniversitesindeki bir grup araştırma asistanı ile birlikte alanlarının en iyisi, en başarılısı olan 120 süper star üzerende 5 yıl süren bir araştırma yaptılar. Bu starlar arasında olimpik yüzücüler, tenisçiler, piyanistler, heykeltıraşlar, dünya çapında tanınmış olan matematikçiler ve bilim adamları vardı.

Sonuç çok şaşırtıcıydı. Eğitim araştırmaları bu tip süper starların doğuştan böyle olmadıklarını fakat bu yönde eğitilip, büyütüldüklerini saptadılar. Bu kişilerin yetenekleri birbirinden farklı olmasına rağmen, yaşadıkları çocukluk deneyimleri hemen hemen birbirinin aynıydı.

Bu çocukların en önemli ortak özelliği dikkatli, uyanık ve çocuklarına  “ÖNEM  VEREN”  anne babalara sahip olmalarıdır. Böylelikle anne babalar tarafından sahip çıkılan yetenek sinyalleri erkenden keşfedilmiş ve DESTEKLENMİŞTİ.

Örneğin; beş yaşındaki bir kız çocuğu piyanonun tuşlarına oyun oynarcasına büyük  bir heyecanla vurduğunda, annesi; “BU ÇOK GÜZEL!” demiş.

VANLI ÇOCUKLAR “HAYAL KURMAYI” ÖĞRETMENLERİNDEN ÖĞRENDİ

Posted on Updated on

resim1

Van’ın Gürpınar ilçesi Doluçıkın Köyü İlköğretim Okulu’na 4 ay önce atanan Yaman Durmuşoğlu, ‘hayalleri olmayan çocuklar’ dediği öğrencileri için umut oldu. Köydeki imkânsızlıkları              görünce istifa edip ailesinin yanına dönmeyi düşünen Yaman hocayı, ayaklarında lastik ayakkabılar,  deftersiz kalemsiz çocukların, “Öğretmenim, öğretmenim..!” sesleri engelledi.

Durmuşoğlu’nun sanal ortamdan yaptığı yardım çağrısı ABD’de yankı buldu. Amerika’da yaşayan bir grup Türk, aralarında para toplayarak çocuklar için mont ve okul için de fotokopi makinesi aldı.

Terör sebebiyle 1997 yılında boşaltılan Doluçıkın köyü sakinlerinden bir kısmı 2001’de Köye Dönüş Projesi’yle terk ettikleri evlerine döndü. Köye elektrik, yol, su ve okul için ödenekler çıkarıldı. Köy okulu da yeniden eğitime açıldı. Bu yıl köye atanan Yaman Durmuşoğlu, Van’a 100 kilometre uzaklıktaki köydeki mahrumiyet karşısında umutsuzluğa düşüp dönmek istediyse de minik yüreklerin ışıltılı gözlerine yenilerek elinden geleni yapmaya karar verdi.

Cep telefonu ile konuşmak için bile yüksek yerlere çıkmak zorunda kalan Durmuşoğlu’nun köyüne bir süre sonra Milli Eğitim Bakanlığı uydu sistemiyle internet bağlantısı sağladı. 28 öğrencinin eğitim gördüğü okula 3 bilgisayar ve 1 projektör cihazı gelince çıplak bir binadan ibaret okul adeta teknoloji sınıfı oldu. Genç öğretmen, okulun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünürken, aklına internette blog sayfası oluşturmak geldi. ‘Hayalleri olmayan çocuklar’ sayfasında Durmuşoğlu, köydeki okulun ve öğrencilerin durumunu anlattı. Üniversite arkadaşlarına ulaşarak yardım isteyen Yaman hocaya, Amerika’nın Teksas eyaletinde yaşayan bir arkadaşı el uzattı. Bölgedeki Türkler bir araya gelerek aralarında yardım topladı. İstanbul’dan çocukların bedenine uygun 28 kaban alan arkadaş grubu, okula da bir fotokopi makinesi hediye etti. Amerika’daki Türkler şimdi de jeneratör almak için yardım topluyor.

Genç öğretmenin Adana’daki arkadaşları da yardım çağrısına kayıtsız kalmadı. Öğrenci ve aileleri için giyim eşyalarının yanı sıra kırtasiye ve basketbol potalarının bulunduğu 11 koli yardım paketi Adana’dan Doluçıkın köyüne ulaştı. Gaziantep’teki arkadaş grubu da öğrencilerin ayakkabı numaralarını alarak özel ayakkabı diktirmeye başladı. Gelen her yardım paketiyle okulda yeni umutların yeşermesine ve çocukların ‘hayal kurabilmesine’ yardımcı olan genç öğretmen, yapılan yardımlara rağmen bazı eksiklikler bulunduğunu söyledi. “Okula her geldiklerinde kılık kıyafetleri içimi acıtan öğrencilerimin yüzlerinden eksik olmayan tebessüm beni mutlu ediyor.” diyen Durmuşoğlu, hayırsever vatandaşların yardımlarını bekliyor. Okulun etrafına çevre düzenlemesi yapmak için TEMA Vakfı ile görüştüğünü anlatan Yaman Durmuşoğlu, baharla okulun etrafını ağaçlandırıp bahçeye çocuk oyun parkı kurulacağını ifade etti.

Demek ki, “Aslan’dan ordun olup tilkiden komutanın olmaktansa; tilkiden ordun olup, Aslan’dan komutanın olması daha iyidir. 

4 SINIF ÖĞRETMEN VARDIR

Posted on Updated on

resim

1.SIRADAN ÖĞRETMEN ;   DERSİ SADECE ANLATIR

2. İYİ ÖĞRETMEN ; AÇIKLAR

3.ÜSTÜN ÖĞRETMEN ; O DAVRANIŞI SERGİLER

4. MUHTEŞEM ÖĞRETMEN;   İLHAM VERİR.

Güzel Söz

Posted on Updated on

Güzel söz, en etkin kurşunlardan, en gelişmiş savaş aygıtlarından, en sert taşlardan delici aletlerden, demirden…çok daha etkili…

resim1

Bütün bu araçlar, deliyor tahrip ediyor yıkıyor oysa güzel söz yapıyor tamir ediyor, onarıyor. Sözün gücü merminin gücüne hiç benzemez… Aksine söz, güzel olduğunda, insanı inşa ediyor ve kurtarıyor, geliştiriyor…

resim3

Ama sözün de kötüsü mermi kadar tehlikeli mermi kadar yıkıcı mermi kadar tahripkâr oluyor.

BİR ÖYKÜ

Posted on Updated on

On yedi yaşındaki bir danışanım bana kendi öyküsünü anlatırken şöyle demişti. “matematiği hiç sevmiyordum ama lise birinci sınıfta bir öğretmen geldi.

resim1

  Ondan dersiyle ilgili olumsuz bir kelime dahi işitmedik. Hepimizi “çocuklar yapabilirsiniz, biraz gayret gösterin, bunu başarabileceğinize inanıyorum…”diyerek teşvik ediyordu. İlk zamanlar bana da bir şeyler sorduğunda “hocam ben oldu olası matematiği pek sevmem” diyordum yüzüme tebessümle bakarak bana “sen bunu yapabilirsin, senin böyle bir kabiliyetinin olduğunu görebiliyorum, bu problemleri çözen kimseler senden farklı değiller…” diyerek kendime inanmamı sağlıyordu. Her ne olduysa ben farkında olmadan, matematiği yapabileceğime inanmaya başladım. Meğer inanmak önemliymiş… Çünkü daha önce “asla bu derste başarılı olamam” diye düşünüyordum. Bu konuda kendime inandım ve çalışmaya başladım.

resim2

Problemleri çözdükçe de, kendime olan inancım yerleşti…”

Çocuklarımızla, aile yakınlarımızla, arkadaşlarımızla, yakın çevremizle… ilişkilerimizde pozitif geri bildirimler vererek onların başarı hanesine küçük bir katkı yapabiliriz. Bu hiç de zor bir şey değil… İyi şeyler söylediğinizde kendinizden bir şeyler kaybetmediğiniz gibi, kazanacaksınız, karşınızdaki kimseye inandığınız gibi kendinize de inanmaya başlayacaksınız.Her iki örnekte de bir kaç kelimeden oluşan sözün insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini görüyoruz.

resim3

 

Başarı

Posted on Updated on

ABD’ çoğunlukla zencilerin yaşadığı çok fakir bir bölgede eğitimciler bir araştırma yaparlar ve bu araştırmanın sonucunu bir rapor haline getirirler. Ortaya ilginç bir rapor çıkar. Bu raporu inceleyen eğitimciler bu çocukların hayatlarının üzüntü ve sıkıntılarla geçeceğini bir çoğunun uyuşturucu kullanacağını ve bazılarının da hapishane ile tanışacağını tahmin ederler.

Bu rapora göre, bu çocukların hiçbiri saygın bir meslek sahibi olamayacaklar, topluma üretici olarak değil, tüketici olarak katılacaklardır. Rapor dosyalanarak bir kütüphaneye konur ve uzun yıllar bu raporla kimse ilgilenmez.

30 yıl sonra tez hazırlığı yapan bir psikoloji öğrencisi kütüphanenin tozlu rafları arasında bu raporu bulur. Raporda adı geçen kişilerin durumlarım araştırmaya karar verir. Araştırmaları sonucunda bunlardan birini bulur. Raporda yazıldığının tam aksine, statü atladığını ve saygın bir avukat olduğunu görür. Diğer arkadaşlarının durumunu soran araştırmacıya avukat tüm arkadaşlarının da başarılı birer insan olduğunu ve hepsinin statü atladığını söyler. Bunun nasıl gerçekleştiğini sorduğunda avukat olan kişi tüm arkadaşlarını bir araya getirebileceğini ve bu sorunun cevabını birlikte verebileceklerini söyler. Bir akşam yemeğinde tüm sınıf toplanır. Hepsi de başarılı ve kendilerine güvenen insanlardır. Başarılarının sebeplerini açıklarken hepsi bir noktada birleşirler. Çok sevdikleri bir öğretmendir onları bu başarıya hazırlayan!

Bu öğretmen onları tüm olumsuzluklara rağmen başarabileceklerine inandırmış ve onlara şöyle demiştir: “Hayatta başarısızlık diye bir şey yoktur. Başarısızlık dediğimiz şey sadece sonuçlardır.” İnsan isterse tüm zorlukların üstesinden gelebilir.

Engeller, önünde durmak için değil, aşmak için vardır ve

her sabah öğrencilerin tahtaya ve defterlerine yazdıkları bir cümle vardır:

“insan, başaracağına inandığı her şeyi başarabilir!”

Bu cümleyi her gün tahtaya ve defterlerine yazan öğrenciler, bir müddet sonra bu sözün doğruluğunu görürler. Ve gerçekten başaracaklarına inandıkları her şeyi yapabildiklerinin farkına varırlar. Ayrıca öğretmenleri onlardan olmak istedikleri mesleğin ve bulunmak istedikleri durumun bir resmini çizmelerini ister. Her gün bu resmi çizen öğrenciler günde bir çok defa kendilerini hedeflerine ulaşmış gibi görürler ve sürekli olarak birbirlerini motive ederler.

Evlerinde ve çevrelerinde yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen çocuklarda müthiş bir heyecan meydana gelir. Bir müddet sonra tüm sınıf başaracaklarına inanır ve başarıyı çok yakınlarında görmeye başlarlar. Hepsi kendilerine bir model seçer, seçtikleri modeller kendilerinin düşledikleri hedefleri gerçekleşmiş olan kişilerdir.

Ayrıca öğretmenleri onlara her gün şu sözü de yazdırır:

“Eğer dünyada bir insan bir işi başarabiliyorsa, bunu herkes öğrenebilir!”

Sürekli olarak beyinlerini başarıya programlayan çocukların hepsi hedeflerine ulaşır. Diğer insanlara mucize gibi gelen bu başarı öyküsü, bir öğretmenin tüm olumsuzluklara rağmen öğrencilerini başarıya inandırması ve başarıya şartlandırmasıyla gerçekleşmiştir.

Bir çok okulda ve iş yerinde başarının öğrenilebileceği ve öğretilebileceği konusunda verdiğim seminerlerimde bu öyküyü anlatarak insanların yapacaklarına inandıkları her şeyi yapabileceklerim söylüyorum.
Oguz Saygin – Negatif Limanlar’dan Pozitif Sulara

HERHANGİ BİR İŞİ BAŞARAN BİR İNSAN VARSA, HERKES AYNI BEDELİ ÖDEMEK ŞARTIYLA AYNI İŞİ BAŞARABİLİR

kenar mahalle

Posted on Updated on

Görsel

Bir profesör sosyoloji bölümündeki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş. O bölgede yaşayan iki yüz öğrencinin durumlarını araştırmalarını ve her bir öğrenci ile ilgili değerlendirme yapmalarını istemiş. Öğrencilerin hepsi hazırladıkları raporda araştırma yapılan öğrencilerin gelecekte hiçbir şanslarının olmadıklarını rapor etmişler. Aradan 25 yıl geçtikten sonra başka bir profesör aynı çalışmayı öğrencilerinin sürdürmelerini bu araştırılan çocukların şimdi ne durumda olduklarını araştırmalarını istemiş. Yapılan araştırmalar sonunda bu bölgeden taşınan ve ölen yaklaşık 25 öğrencinin dışındaki bütün öğrenciler olağanüstü bir başarı gösterip  avukat, doktor, işadamı vb. olduklarını işadamları tespit etmişler. Bu sonuç profesörün dikkatini çekmiş yakın çevrede oldukları için hepsi ile konuşma şansı bulmuş ve çocuklara  “ o koşullarda nasıl başarılı oldunuz sorusunu yöneltmiş?”  Çocukların verdikleri cevap hep aynı   “Mahalle okulumuzda bir öğretmen vardı. Onun sayesinde .“Profesör bu öğretmeni merak etmiş hala yaşadığını öğrendiği öğretmeni hem ziyaret edip hem de işin sırrını öğrenmek için evine kadar gitmiş. Karşısında bulduğu yaşlı öğretmene kullandığı sihirli formülü sormuş. Öğretmenin yüzünde bir tebessüm belirmiş ve verdiği cevap ise  “ ÇOK BASİT BEN ÖĞRENCİLERİMİ  ÇOK SEVDİM. Sevmek, duyguları olan insanların ortak özellikleridir.

“Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.”

Yunus EMRE

Başarının Sırrı

Posted on Updated on

Görsel

BİR OKULDA, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle dedi:

“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekâlı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da aynı hızla çalışıp çok iyi bir eğitim almalarını bekliyoruz.”

Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babaları bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorlardı. O okul dönemi hepsinin özellikle hoşuna gitti. Okul bittiği zaman öğrenciler şehirdeki diğer öğrencilere göre yüzde 20-30 daha başarılıydı

 Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara:

“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. O  90 öğrenciyi listeden tesadüfen seçtik” dedi.

Bu gerçeği duyan öğretmenler, öğrencilerde görülen yüksek başarının kendi öğretme kabiliyetleriyle ortaya çıktığını düşünmeye başladılar.

Ama okul müdürü:

“Bir itirafım daha var” dedi. “Siz de en başarılı öğretmenler değilsiniz.

İsimlerinizi bir torbanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim.

MARİFET İLTİFATA TABİDİR

Posted on Updated on

Görsel

1960’larda yapılan bir çalışmada üç tane ilkokul dördüncü sınıf arasında karşılaştırma yapılmıştır.

İlk sınıf hiç övülmemiş,

diğer sınıf 10 gün süreyle övülmüş,

üçüncü sınıf 20 süreyle övülmüş.

30 günlük uygulama sonucu elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır.

Övülmeyen sınıfın ortalama puanlarının  10. 64,

10 gün süreyle övülen sınıfın ortalama puanlarının 18. 40,

20 gün süreyle övülen sınıfın ortalama puanlarının  ise 20.72 olduğu görülmüştür.

Cesaret

Posted on Updated on

Görsel

Cesaret on kısımdır, biri korkmamak, dokuzu dikkat ve ihtiyattır.

Hz.Ali r.a.

Resim4

BİZİM YAPMAMIZ GEREKEN ŞEY ŞU! “MUMLARI TUTUŞTURMAK SADECE.

Çünkü: En güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.

TAKDİR, TEŞVİK ve CESARETLENDİRMENİN’İN ÖNEMİ

Posted on Updated on

Resim2

CESARET VERMEK: Cesareti uyandırmaktır.

insanların zayıflıklarının görmezden gelip, güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır.Başarısız insan yoktur, cesaretsiz ve ümitsiz insan vardır.

Önemli bir uyarı!

Fakat çocuğun ve insanın kapasitesi ölçüsünde olmalı. Ayaklarını yerden kesecek şekilde değil !!!